Küresel kriz ülkemizi muhtemelen yüzde 6'ların üzerinde bir oranda geriye götürecek.
Ama reel sektörün temelini oluşturan imalat sanayiinde gerçek daralma ise yüzde 10'ları aşarak çift haneye ulaşacaktır.
Şimdi bir tezat durum verelim.
Türkiye yukarıda verdiğimiz ekonomik gerilemeyi faizlerin yüzde 25'lerden yüzde 7,5'lara düştüğü yılda yaşamış olacaktır. Yani paranın ucuzladığı bir yılda bu kadar hızlı çöküş nasıl karşılanmalıdır.
Gelin konuya biraz daha açıklık getirelim.
Şu anda ekonomi yönetiminin başındaki anlayış "parasal" yaklaşıma inanmış gibi bir hava veriyor. Parasal sorunların aşılması halinde makro ekonominin rahatlayacağı inancı kamuoyuna verilmeye çalışılıyor. Ve bu anlayış çerçevesinde bir IMF anlaşmasının sanki sorunlarımızı kökten çözerek bizi krizden çıkaracak inancı oluşturuluyor.
'IMF çuvalla para getirecek ve bu para Merkez Bankası ve bankalar aracılığı ile ekonomiye enjekte edildiğinde sorunlar bitecek'.
İş bu kadar basit mi?
Yeniden yazının girişinde verdiğimiz rakamlara dönelim. Bankaların elinde para adeta ödünç (kredi) verilmek için yer arıyor. Kamu eliyle verilen krediler için kontenjan dolduracak KOBİ bulunamıyor. Kısaca bir kesim için yer-gök para kaynıyor. Ama bu kesim zaten riski sağlam ve parası olan kesimdir ve bunu nedense kimse dikkate almıyor.
Ortada duran sorun 'bankalarda kırmızı noktası' olan alt kesimdir. Yani küresel krizden yara almış, mali açıdan durumu sarsıntıya uğramış ve acil paraya ihtiyacı olan kesimdir. Bankaların kredi değerlendirme hassasiyeti hâlâ üst düzeyde seyrediyor. Şube müdürleri, kredi müdürleri hâlâ zaten parası olan şirketlerin peşinden koşuyor. Kısaca ülkemizde küresel kriz riskini şu ana kadar üstlenmiş bir para otoritesi maalesef oluşamadı.
KÖŞE YAZISININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!!!
Bu haber toplam 126 kez okundu.










